Codex Gigas: Şeytanın Kitabına Felsefi Bir Bakış

Codex Gigas’ı duymuşsundur:
Dev bir el yazması, tam sayfa şeytan çizimi, dokunan lanetlenmiş efsaneleri, bir gecede şeytanla yazılmış hikâyesi…
Yıllardır aynı cümleler dolaşıyor:
“İçinde kara büyü varmış.”
“Kitabı eline alanın başına hep kötü şeyler gelmiş.”
“Bazı sayfaları kilise saklıyormuş, gizli ilimler varmış.”
Ve ben bu noktada şöyle bakıyorum:
Bu kitap belki “şeytanın kitabı” değil ama, korku satmak isteyen zihinler için mükemmel bir vitrin.
Gerisi süsleme.
Kitabın İçinde Kara Büyü Rehberi Yok, Ama Kafalarda Var
Gerçek şu:
Codex Gigas’ın içinde bildiğin şeyler var:
Kutsal metinler, tarih yazıları, tıbbi notlar, dualar, kronikler…
Yani bu kitap, kara büyü grimoire’ı falan değil.
Ama insan zihni, normal olanı olduğu gibi bırakmaktan pek hoşlanmıyor.
O yüzden devreye şu senaryo giriyor:
•“Bu kadar büyük kitap sıradan olamaz.”
•“Kesin lanetli bir tarafı vardır.”
•“Böyle bir şeyi bir insan tek başına yazamaz, kesin şeytan yardım etmiştir.”
Bak ne kadar ironik:
Adam zindandan kurtulmak için Bir gecede dev bir kitap yazacağım diye söz veriyor; yetiştiremeyince şeytanla yazdım hikâyesi doğuyor.
Yani adam resmen kendi beceriksizliğini bile doğaüstüne havale edip paçayı kurtarıyor.
Ve biz yüzyıllar sonra hâlâ bu hikâyenin peşinden koşuyoruz.
Gerçekte olan şu olabilir:
Büyük büyük yazarsın, aralara resim koyarsın, sayfaları doldurursun.
Yeterince yılın varsa da kitap biter.
Ama bu, insanlara yeterince “heyecanlı” gelmiyor.
Dokunan Lanetlenmiş Klasik Korku Sloganı
“Kitaba dokunanların başına felaket gelmiş.”
Bu cümle sana tanıdık gelmiyor mu?
•“Şu tılsımı takarsan şansın açılır.”
•“Şu objeyi evinde tutarsan düzenin bozulur.”
•“Şu sembolü taşıyan ya yükselmiş ya da mahvolmuş.”
Hep aynı mantık.
İyi bir şey olduğunda:
“Bak, tılsım işe yaradı.”
Kötü bir şey olduğunda:
“Bak, lanet devreye girdi.”
Arada kalan her şey ise görünmez kılınır.
Oysa felsefi açıdan baktığında tablo çok basit:
Olayı açıklayamayan zihin → Sorumluluğu bir nesneye atar.
Böylece kendi seçimleriyle, kendi psikolojisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.
Korku, burada teoriden çıkıp konfor alanı hâline gelir.
“Benim başıma gelenler tesadüf + seçim + psikoloji değil, lanet yüzünden” demek, insana tuhaf bir rahatlık verir.
Korku Her Dönemin En İyi Satan Ürünü
Codex Gigas sadece bir örnek.
Dönem dönem ambalaj değişiyor, ürün aynı kalıyor: korku.
Bugün vitrine konanlar:
•Uzaylı komplo teorileri,
•Dağdaki esrarengiz ölümler,
•Galaksinin karanlık bölgeleri,
•Yerin altındaki tüneller,
•Suyun altında kaybolan şehirler,
•Buzulların içinden çıkacak “kıyamet virüsü” hikâyeleri…
Hep aynı şablon:
1.Bilinmeyen bir alan seç.
2.Üzerine bolca “sır, mistik, lanet, seçilmişlik” tozu serp.
3.İnsanların merak ve korku frekansını aynı anda dürt.
4.“Bu bilgiyi sadece biz biliyoruz.” de.
5.Kitap sat, video sat, kurs sat, kamp sat.
Orta Çağ’da şeytanla yazılmış kitap iyi gidiyordu, bugün “uzaylılarla anlaşma yapan devletler” gündemde.
Ama mekanizma hiç değişmedi: Bilinmeyeni korkuyla paketleyip pazarlamak.
Doğaüstü Değil, İnanma Biçimi
Burada kritik nokta şu:
Olay doğaüstü var mı yok mu? tartışması değil.
Asıl soru:
“Kendi inanma biçimine ne kadar güç veriyorsun?”
Bir şeye inanarak başarmak için zihin nasıl çalışıyorsa, bir şeye inanarak mahvolmak için de aynı şekilde çalışıyor.
“Bu kitap lanetli.” dersen, Her tersliği o kitaba bağlarsın.
“Bu sembol beni korur.” dersen, Her iyi olayı sembole yazarsın.
Gerçekte olan şey:
Kendi zihnine büyü yapıyorsun.
Nocebo ve placebo dediğimiz şey, halk dilinde bunun bilimsel karşılığı.
Codex Gigas’ın sayfalarının içine gizlenmiş “kara büyü” yok.
Ama insanların kafasında çalışan güç atfetme büyüsü var.
Codex Gigas: Şişirilen Normal Bir Kitap
Codex Gigas’a felsefi açıdan baktığımda şunu görüyorum:
•Tarihsel olarak ilginç mi? Evet.
•Yazımı zahmetli mi? Evet.
•İçinde şeytan resmi var mı? Var.
•Peki bu onu doğaüstü mü yapıyor? Hayır.
Asıl trajikomik olan şu:
Bu kitabı yüzyıllarca, “lanetli, gizli ilimler içeren, çok katmanlı mistik eser” diye şişirdiler de şişirdiler.
Sonuçta kalan ne?
Normal bir kitap ve üzerine yapıştırılmış bir sürü korku etiketleri.
Lanetli, gizli, yasak, saklı, üstü örtülü…
Bu kelimeler kitabı büyütmüyor; sadece korku üzerinden konuşmayı seven zihinleri büyütüyor.
Korku Satanı Değil, Soranı Öne Almak
Benim için asıl mesele Codex Gigas değil.
Asıl mesele, Codex Gigas üzerinden bir kez daha şunu görmemiz:
İnsan, aklını kullanmayı ihmal ettiği her dönemde aynı ürünü satın aldı: korku.
Bugün karşımıza tarikat lideri, komplo teorisyeni, gizli öğreti hocası, lanetli kitap uzmanı ya da sembol ilmi ustası olarak çıksa da
yaptıkları şey aynı:
•Bilinmeyeni korkuyla süslemek,
•Soru sormayı günah gibi göstermek,
•Aklı devre dışı bırakıp “bize inan” demek.
Bu yüzden benim için Codex Gigas, şeytanın kitabı değil; aklını başkasına devretmek isteyen insanın aynası.
Ve bence artık soruyu tersine çevirmemiz gerekiyor:
“Bu kitap lanetli mi?” diye sormayı bırakıp
“Ben zihnime neyi bu kadar sorgusuz sualsiz sokuyorum?” diye sorma zamanı.
Çünkü doğaüstü olandan değil, soru sormayan akıldan korkmak için yeterince sebebimiz var

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir