Her Şeyi Eleştiren Kişilerin Başarı Oranları %60 Daha Düşüktür…

Bazı insanlar vardır… Dünyaya sanki eksik bulma görevlisi olarak gönderilmiş gibidir.

Sen bir şey başlatırsın, daha ilk adımda gölgeleriyle gelirler. Sen heyecanla anlatırsın, onlar ama diye başlar.

Sen bir hedef koyarsın, onlar o hedefin niye olmayacağını sanki bilimsel bir makale gibi anlatır.

Ve bu insanlar kendilerini zeki sanırlar. Çünkü eleştirmenin zekâ göstergesi olduğuna inanırlar.

Oysa çoğu zaman eleştiri, zekânın değil… Korkunun maskesidir.

Bu yazı, eleştiri yapan herkes kötüdür demiyor.

Sağlıklı eleştiri ayrı bir şeydir. Yapıcı eleştiri, üretime hizmet eder. Ama burada konuştuğumuz tip başka.

Bu tip, hiçbir şeye emek vermez. Hiçbir şeyi inşa etmez. Hiçbir risk almaz. Ama her şeyi yargılar. Çünkü üretmek, sorumluluk getirir.

Eleştirmek ise bedava bir güç hissi verir.

İşte o yüzden bazı insanlar eleştiriyi, hayatta kalma stratejisi gibi kullanır.

Onların tek güvenli alanı, başkalarının denemesini izlemek ve o denemeyi küçük görmektir.

Çünkü küçük gördüğü anda rahatlar. Çünkü başkası yükselirse, ben aşağıda kalırım paniği yaşar. Ve bu panik… Onu hep aynı yere çiviler.

Bu noktada acı bir gerçek var:
Her şeyi eleştiren insanın başarı oranı düşüktür. Çünkü eleştiri, beynin savunma modunu açık tutar.

Savunmada kalan bir zihin ise saldırı yapamaz. Üretim yapamaz. Risk alamaz. Yeni bir şey kuramaz.

Başarı dediğin şey, çoğu zaman hata yapma cesaretidir. Ama eleştirel zihin, hatayı düşman ilan eder.

Dolayısıyla eleştiren kişi, sürekli riskten kaçan kişidir. Ve riskten kaçan kişi, büyümeyi de kaçırır.

 

1) Eleştiri Bağımlılığı: Psikolojik Bir Konfor Alanı

Her şeyi eleştiren insanın en büyük yanılsaması şudur:
Ben daha iyisini görüyorum, bu yüzden eleştiriyorum.

Hayır. Çoğu zaman daha iyisini gördüğü için değil… Daha iyisini yapamadığı için eleştirir. Çünkü yapmak, kendini ortaya koymaktır.

Yapmak, bu benim ürünüm demektir. Yapmak, eleştirilebilecek bir şey üretmektir.

Ve bu kişilerin çoğu, eleştirilmekten nefret eder. Çünkü kırılgandırlar.

Kırılgan zihinler, saldırgan olur. Bu bir savunma mekanizmasıdır.

Psikolojide bunun adı bazen yansıtmadır: Kendi içindeki eksiklikleri başkalarının üzerine yapıştırır.

İçeride bir yetersizlik duygusu vardır. Dışarıda ise bir kibir maskesi.

Bu yüzden her şeyi eleştiren kişinin cümleleri genelde çok nettir ama hayatı hiç net değildir.

Konuşurken çok bilgilidir ama yaşarken çok dağınıktır. Çünkü o bilgiyi uygulamaya koymamıştır. Ve uygulamadığın bilgi… kişiye sadece ego şişkinliği verir.

Bu tipin sevdiği şey yorum yapmaktır. Çünkü yorum yapmak, eylem değildir.

Yorum yapmak, ter atmaz. Yorum yapmak, risk almaz. Yorum yapmak, bedava güç verir.

O yüzden sosyal medya çağında bu karakter çok arttı. Herkes bir şeyin altına bir cümle yazıyor ve kendini filozof sanıyor.

Ama gerçek felsefe… Oturduğun yerden konuşmak değil. Gerçek felsefe, yaşama biçimidir.

Eleştirinin bu kadar cazip olmasının nedeni şu:
Eleştirdiğinde kendini üst hissedersin. Çünkü yargılayan pozisyonu, psikolojik olarak yüksektir.

Yargılanan ise savunmada kalır. Eleştiren kişi, bu pozisyonun verdiği sahte hâkimiyetle beslenir.

Ama bu bir illüzyondur. Çünkü gerçek güç… Yargılamakta değil, inşa etmektedir.

 

2) Başarı, Üretim Frekansıdır. Eleştiri, Tüketim Frekansı

Başarı dediğin şey bir enerji meselesi. Bir frekans meselesi. Üreten insanın frekansı başka olur.

Eleştiren insanın frekansı başka. Üreten insan, zihnini çözüm modunda tutar. Eleştiren insan, zihnini bozma modunda tutar.

Çözüm modu şu demektir:
Bunu nasıl yaparım?
Bunu nasıl geliştiririm?
Burada bir şey var, bunu nasıl büyütürüm?

Bozma modu ise şudur:
Bu zaten saçma.
Bu zaten olmaz.
Bu kim ki?
Bu ne biliyor ki?

Ve bu ikinci mod, kişiyi çok büyük bir tuzağa sokar.

Çünkü bozma modunda bir zihin, kendi hayatını da bozar. Çünkü aynı bakış açısı, bir gün aynaya döner.

Bugün bir başkasını eleştiren adam, yarın kendi hayatını da eleştirir.
Bugün bir başkasının hedefini küçümseyen kadın, yarın kendi potansiyelini de küçümser.
Çünkü zihin, bir alışkanlık makinesidir. Sürekli eleştiri üreten zihin, eleştiriyi karakter yapar.

Karakterine eleştiriyi koyarsan, eylem çekilir. Çünkü eylem yaparsan… Hata yaparsın.

Ve eleştirel zihin, hatayı kaldıramaz. O yüzden eleştirel zihin, çoğu zaman güvenli başarısızlık içinde yaşar.

Şu cümle çok net:
Eleştiren insanın amacı başarı değil… Rahatlıktır.

Çünkü başarı rahatsız eder. Başarı risk ister. Başarı deneme ister.

Başarı utançla yüzleşme ister. Başarı defalarca düşüp tekrar kalkmayı gerektirir. Ama eleştiren insan, düşmek istemez.

Çünkü düştüğü anda maskesi düşer. Maskesi düşünce de çıplak kalır.

 

3) Felsefi Tarafı: Eleştiren Zihin, Varoluşu Reddediyor

Felsefi açıdan baktığında eleştirinin altında bir şey yatar: Kabul edememe.

Hayatı olduğu gibi kabul edemeyen zihin, her şeye saldırır. Çünkü varoluşun içinde belirsizlik vardır. Hata vardır. Eksik vardır. İnsan vardır. Ve insan, kusurludur.

Her şeyi eleştiren kişi, kusuru kaldıramaz. Kusur gördüğünde sinirlenir. Çünkü kusur, onun kontrolünü sarsar. Kusur ona şunu hatırlatır: Sen de kusurlusun.

Ama bunu kaldıramaz. O yüzden kusuru dışarıdaki insanlarda arar.

Bu, felsefi olarak çok net bir korkudur:
Kendi gerçekliğini kabul edememe korkusu.

Ve eleştirinin arkasındaki en tehlikeli cümle şudur:
Ben hata yapmam. Hata yapanlar aptaldır.

Bu cümle, insanın öğrenme kapısını kapatır. Çünkü öğrenmek için önce şunu kabul etmen gerekir:
Ben bilmiyorum.
Ben eksik yapıyorum.
Ben gelişebilirim.

Eleştiren kişi bu cümleleri asla söylemez. Çünkü ego izin vermez. Ve ego izin vermeyince, gelişim de gelmez.

Bu yüzden bazı insanlar ömür boyu haklı kalır. Ama bir türlü mutlu olamaz. Çünkü haklılık, içini doyurmaz. Haklılık, sadece egonu şişirir. Gerçek doyum ise üretimde olur.

Bir şey yapınca, ruhun tamam der.
Bir şey inşa edince, zihnin tamam der.
Bir hayal kurup onu hayata geçirince, varoluşun tamam der.

Ama eleştiren insan sadece konuşur. Ve konuşmak, bir süre sonra içeride bir boşluk yaratır. Çünkü insanın içindeki yaratım dürtüsü… Susturulamaz. Susturursan da mutsuzluk olur.

 

4) Eleştiren İnsanların Gizli Gerçeği: İçten İçe İmrenmek

Bu insanların en ironik tarafı şudur:
Çoğu zaman eleştirdikleri insanlara içten içe imrenirler.

Çünkü eleştirdikleri kişi cesaret etmiştir. Sahaya çıkmıştır. Risk almıştır. Bir şey denemiştir. Ve eleştiren kişi, bunu yapamamıştır.

Bu yüzden eleştiren kişi, sahaya çıkan insana sinir olur. Çünkü sahaya çıkan insan ona şunu hatırlatır:
Sen de çıkabilirdin.

Ve bu hatırlatma, insanı rahatsız eder. Kendi ihtimalini görmek, insanın içini yakar. Çünkü ihtimal varken yapmadıysan, sorumluluk senindir. Ama sorumluluk ağırdır. O yüzden eleştiren insan, sorumluluğu başkasına yıkar.

Şöyle der:
Zaten o da şanslı.
Zaten onun çevresi var.
Zaten onun parası var.
Zaten onun yüzü güzel.
Zaten onun şu var, bu var…

Aslında ne söylüyor biliyor musun?
Ben yapamadım çünkü sebepler var.

Bu, psikolojik olarak rahatlatıcıdır. Çünkü ben eksik değilim, hayat adaletsiz demek daha kolaydır. Ama bu kolay cümle, insanın hayatını çürütür. Çünkü kontrolü dışarı verir.

Ve kontrolü dışarı veren insan… Bir daha asla kendi hayatının lideri olamaz.

5) Spor Mantığıyla Anlatayım: Eleştiren İnsan Tribündedir

Sahada olanlar terler.
Hata yapar.
Yenilir.
Tekrar dener.

Tribündeki ise bağırır.
Yorum yapar.
Aşağılar.
Güler.

Ama tribündeki adamın bir sorunu var:
Oyun bitince eve o gider. Ve hayatında hiçbir şey değişmemiştir.

Sahadaki ise oyundan çıkar… ama güçlenmiştir.

Başarı, spor gibi bir şeydir. Antrenman yapmadan kas çıkmaz. Denemeden gelişim olmaz. Tekrar etmeden disiplin kurulmaz.

Ve eleştirinin en büyük düşmanı da disiplindir. Çünkü disiplin, yapmaya devam etmek demektir.

Eleştiren insan ise devam edemez. Çünkü zihni sürekli bir şeyleri bozmaya programlıdır. Kendi disiplinini de bozar. Kendi ritmini de bozar. Kendi inancını da bozar.

O yüzden eleştiren insan, çoğu zaman yarım insan olur. Yarım proje. Yarım hayal. Yarım cesaret.

Ve sonra da başkalarının tamamlamasına sinir olur.

 

6) En Tehlikelisi: Eleştiri Virüsü Bulaşıcıdır

Her şeyi eleştiren insanların yanında uzun süre kalırsan sen de değişirsin.

Çünkü zihin, çevresinin dilini kopyalar. Bir süre sonra sen de çözüm yerine kusur görmeye başlarsın. Sen de üretmek yerine yargılamaya kayarsın.

Bu yüzden eleştiren insanlar, sadece kendilerini değil… Çevreyi de düşürür.

Enerjiyi düşürür. Motivasyonu düşürür. Hedefi düşürür. Ve sonra da niye kimse başarılı değil diye konuşurlar.

Evet. Çünkü senin yanında başarı nefes alamıyor.

Bir ortamda biri bir şey anlatırken herkesin gözleri ışıldıyorsa… O ortam büyüme ortamıdır.
Ama biri bir şey anlatırken herkesin yüzü buruşuyorsa… O ortam mezardır.
Orada fikir gömülür. Cesaret gömülür. Şans gömülür.

Eleştirenlerin olduğu yerde umut yaşayamıyor.

 

7) Peki Ne Yapacağız? Bu İnsanlarla Nasıl Başa Çıkacağız?

Birincisi: Onları ikna etmeye çalışma.
Çünkü eleştiren insanın amacı anlamak değildir. Amaç üstün kalmaktır.

İkincisi: Sınır koy.
Eleştiriye maruz kalmak zorunda değilsin. Bu senin hayatın. Senin hedefin. Senin yolun.

Üçüncüsü: Fikrini paylaşırken dikkatli ol.
Herkes, her hayali taşıyamaz. Bazı insanlar hayal görünce rahatsız olur. Çünkü kendi hayalsizliğini hatırlar.

Dördüncüsü: Kendine şu cümleyi hatırlat:
Beni eleştiren kişi, benim hayatımı yaşamıyor.

Bu kadar basit.

Ve beşincisi: Kendi zihnini kontrol et.
Eleştiri virüsü sana da bulaşmasın. Çünkü bir süre sonra sen de başkalarını eleştirerek güçlü hissetmeye başlarsın. Ve o an… Sen de düşmeye başlarsın.

. . . . . .  . .

Her şeyi eleştiren insanlar, çoğu zaman zeki değildir. Sadece korkmuştur. Ve korkuyu zekâ sanmıştır.

Konuşmayı güç sanmıştır. Yargılamayı üstünlük sanmıştır. Ama gerçek üstünlük… Üretmektir.

Hayat, eleştirenleri değil… Deneyenleri büyütür.
Hayat, konuşanları değil… Yapanları hatırlar.
Hayat, kusur bulanları değil… Çözüm üretenleri taşır.

Sen sahaya çık.
Sen üret.
Sen terle.
Sen hata yap.
Sen yeniden dene.

Çünkü eleştiri bir ses olabilir. Ama başarı, bir karakterdir.

Ve karakterin varsa… Tribün sessizleşir.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir