Aşk: Ciddi Bir Akıl Hastalığı mı?

“Aşk ciddi bir akıl hastalığıdır.”
— Aristoteles
İlk bakışta bu cümle biraz sert, hatta romantizmi öldüren bir ifade gibi gelebilir.
Çünkü modern dünyada aşk genellikle kutsal bir duygu olarak anlatılır. Filmler, şarkılar ve romanlar aşkı insan hayatının en saf ve en anlamlı deneyimi olarak sunar.
Ama Aristoteles’in bu sözü başka bir noktaya işaret eder.
Filozoflar çoğu zaman duyguların arkasındaki zihinsel mekanizmaları anlamaya çalışırlar.
Ve aşk, belki de insan zihninin en karmaşık deneyimlerinden biridir.
Bir insanı düşünmeye başladığınızda, onu sürekli merak ettiğinizde, davranışlarını analiz ettiğinizde ve onun küçük bir ilgisi bile gününüzün ruh halini değiştirdiğinde aslında zihniniz normal işleyişinden biraz sapmıştır.
İşte Aristoteles tam da buna bakıyordu.
Çünkü aşk çoğu zaman rasyonel değildir.
Aşk Zihni Nasıl Ele Geçirir?
Psikolojiye göre aşık olduğumuzda beynimizde dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterler yoğun şekilde çalışmaya başlar. Bu durum bazı bilim insanlarına göre obsesif düşünce kalıplarına oldukça benzer.
Başka bir deyişle, aşık bir insanın zihni sürekli aynı kişi etrafında dönmeye başlar.
Bu yüzden insanlar aşkı bazen şöyle tarif eder:
•Sürekli düşünmek
•Sebepsiz heyecan
•Mantık dışı kararlar
•Bir kişiyi olduğundan daha kusursuz görmek
Bu tabloyu dışarıdan izleyen biri için gerçekten de biraz “akıl hastalığı” gibi görünebilir.
Ve Aristoteles’in şu cümlesi bu yüzden hâlâ bu kadar konuşuluyor:
“Aşk ciddi bir akıl hastalığıdır.”
Ama burada önemli bir ayrıntı var.
Filozoflar çoğu zaman kelimeleri provokatif kullanır. Çünkü düşünmemizi isterler.
Aşk Aslında Bir Yanılsama mı?
Felsefe tarihinde birçok düşünür aşkın aslında zihinsel bir projeksiyon olduğunu söyler.
Yani çoğu zaman aşık olduğumuz kişi değil, o kişiye yüklediğimiz anlamdır.
Bir insanın birkaç özelliğini görürüz ve zihnimiz geri kalan boşluğu hayal gücüyle doldurur. O kişi bizim için bir karaktere dönüşür.
Platon’un aşk anlayışı da buna benzer. Ona göre insanlar aslında bir başkasında kendilerinin eksik parçalarını ararlar.
Bu yüzden aşk çoğu zaman şu cümleyle açıklanır:
“Ben seni seviyorum” demek bazen
“Senin yanında kendimi seviyorum” anlamına gelir.
Aşk ve Akıl Arasındaki Çatışma
Aşkın en ilginç yönlerinden biri şudur:
İnsan ne yaptığını bildiğini düşünür ama çoğu zaman davranışlarını duyguları yönetir.
Normalde mantıklı olan bir kişi, aşık olduğunda tamamen farklı kararlar verebilir.
•Saatlerce bir mesaj beklemek
•Bir insan için şehir değiştirmek
•Küçük bir ilgi için büyük fedakarlıklar yapmak
Bunların çoğu dışarıdan bakıldığında irrasyonel görünür.
Belki de Aristoteles bu yüzden şöyle diyordu:
“Aşk ciddi bir akıl hastalığıdır.”
Çünkü aşk, insan zihninin en düzenli çalışan sistemini bile kısa süreliğine devre dışı bırakabilir.
Ama İnsan Neden Bu “Hastalığı” İster?
İlginç olan şu ki insanlar bu deneyimi yaşamaktan korkmaz.
Hatta çoğu insan hayatında en az bir kez gerçekten aşık olmak ister.
Bunun sebebi çok basit olabilir.
Aşk, insanın kendini en canlı hissettiği duygulardan biridir.
Kalp hızlanır.
Zihin sürekli bir şey üretir.
Hayat daha anlamlı görünmeye başlar.
Belki de bu yüzden insanlar mantıklarının bozulacağını bilseler bile aşktan kaçmazlar.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey düzenli bir zihin değil, güçlü bir deneyimdir.
Belki de Aristoteles Haklıydı
Aşk gerçekten de insan zihnini değiştiren bir durumdur.
Bazen aklı bulanıklaştırır.
Bazen insanı kör eder.
Bazen de hayatın en güçlü motivasyonuna dönüşür.
Bu yüzden Aristoteles’in sözünü belki şöyle okumak gerekir:
Aşk bir akıl hastalığı olabilir.
Ama insanlığın en güzel hastalıklarından biridir.
Çünkü bazı delilikler olmadan hayat sadece mantıkla çalışan bir makineye dönüşürdü.
Ve insan, sadece mantıkla yaşayabilecek bir varlık değildir.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir