“Aşkın gözü kördür” cümlesi aslında çok samimi bir itiraf:“Gerçekleri gördüm ama görmek istemedim.”
Yani mesele, gözün görmemesi değil; bilincin seçici körlüğü.
Peki neden böyle oluyor? Neden en zeki, en güçlü, en analitik insanlar bile aşk konusunda çocuklaşıyor?
Gel adım adım bakalım.
1. Aşk, beynin gerçeklik filtresini geçici olarak bozuyor
Aşk dediğin şey sadece şiirlerde dolaşmıyor; beynin kimyasında da dolaşıyor.
Aşık olduğunda:
•Dopamin (haz, ödül),
•Oksitosin (bağlanma),
•Serotonin (ruh hâli)
karışık bir kokteyl gibi devreye giriyor.
Bu karışım şunu yapıyor:
•Sevdiğine odaklanmanı artırıyor,
•Eksiklerini, çelişkilerini arka plana itiyor,
•Bu insan benim için çok önemli, sinyalini sürekli parlatıyor.
Yani aşk, beynine şunu fısıldıyor:
Önce onu gör, gerisi detay.
O yüzden:
•Kırmızı bayrakları pembe görüyorsun,
•Açık açık söylenen şeyleri bile öyle demek istemedi diye çeviriyorsun,
•Net yanlışları bile “aslında o da yaralı” diye yumuşatıyorsun.
Aşkın gözü kör değil; beynin, gerçeklik filtresini bir süreliğine romantik moda alıyor.
2. Aşk, karşındakine değil; kendi içindeki eksik parçaya aşık ediyor
En sert cümlelerden biri şu:
Çoğu zaman sevdiğin kişi, aslında senin içeride tamamlanmamış bir tarafının dışarıya yansımış hâlidir.
Yani:
•Eksik hissettiğin yanına göre birine çekilirsin.
•Kendini değersiz hissediyorsan, seni özel hissettiren kişiye,
•Güvende hissetmiyorsan, güçlü görünen kişiye,
•Yalnız hissediyorsan, seni seçmiş birine…
Bu yüzden aşkın gözü kör değil; içerideki açlığın gözleri dışarıya sisli baktırıyor.
O kişi:
•Belki gerçekten sana uygun değil,
•Belki karakter olarak seninle hiç örtüşmüyor,
•Belki hayat vizyonu bambaşka…
Ama sende çalışan iç ses şu:
“Beni tamamlayan O.”
Böyle olunca:
•Gerçek uyumu değil,
•İçinde taşıdığın boşluğa “yama” arıyorsun.
Ve yamayı bulduğunu zannettiğinde, olan biteni analiz etmeyi bırakıyorsun.
3. Aşkta idealizasyon: İnsan değil, hikâye seviyoruz
“Aşkın gözü kördür” demenin bir sebebi de şu:
Aşkta karşımızdakini değil, onun hakkında kurduğumuz hikâyeyi seviyoruz.
Mesela:
•O çok derin biri.
(Aslında sadece az konuşuyor olabilir.)
•O çok gururlu, o yüzden yazmıyor.
(Belki de ilgisiz.)
•O beni korumak için böyle yaptı.
(Belki de sadece bencilce davrandı.)
Beyin, onun davranışlarına sürekli anlam yükleyerek bir ideal karakter yazıyor:
•Onun çelişkilerini güçlü karakter diye paketliyor,
•Onun bencilliğini yaralı ruh diye romantikleştiriyor,
•Onun ilgisizliğini zor seviyor işte diye tolere ediyor.
Sonuç?
Karşındaki insan:
•Gerçek hayatta yaptığıyla bir şey söylüyor,
•Sen, kafanın içindeki filmde bambaşka bir şey izliyorsun.
Aşkın gözü kör değil; hikâye anlatıcın fazla romantik.
4. Yalnızlık korkusu, gözleri bilerek kapatıyor
İtiraf edelim:
Bazen aşk değil, yalnızlık korkusu kör ediyor.
Şu cümleler çok tanıdık:
•Boşver, idare ederiz.
•O da insan, kusuru olur.
•Zaten kimse mükemmel değil.
•Beni kim böyle sever ki?
Bu cümlelerin alt metni şudur:
“Evet, yanlış görüyorum ama yalnız kalmak daha çok korkutuyor.”
Yani gözler kör değil; bilerek kısılıyor.
Çünkü:
•İlişki biterse, kendini tekrar inşa etmek zorundasın.
•Ayrılırsan, Nerede yanlış yaptım? sorusuyla yüzleşeceksin.
•Bu kadar emek boşa mı gitti? hissiyle karşılaşacaksın.
Bunlar ağır geliyor.
Bu yüzden beyin, içten içe şunu seçiyor:
Gerçeği tam görmeyeyim, hikâyeyi devam ettireyim.
5. Aşk bazen, kurtarıcı senaryosunun sahnesi oluyor
Bazı insanlar için aşk, bir kurtarma operasyonudur.
Senaryo şöyle:
•O çok kırılmış ama ben onu düzelteceğim.
•Ona doğru sevgiyi verirsem her şey değişecek.
•Benden önce kimse onu anlamamış, ben anlıyorum.
Bu senaryoda:
•Karşındaki kişi, kurtarılacak projedir.
•Sen, özel seçilmiş kurtarıcı rolündesin.
Problem şu:
Proje bitmez.
Çünkü:
•O kişi değişmek istemiyor olabilir,
•Değişmek istese bile, bunu senin için değil, kendisi için yapmak zorunda,
•Senin verdiğin enerji, karşı tarafta sağlıklı bir dönüşüm yaratmak yerine bağımlılık ya da sömürü oluşturabilir.
Ama sen şu duyguyu seviyorsun:
Onsuz yapamaz. Ben olmasam mahvolur.
İşte bu duygu, aşkın gözünü kör değil; egoyu geçici olarak sarhoş ediyor.
6. Aşkın gözü kör değil; kalbin seçilmiş körlüğü
Belki de en dürüst cümle şu:
Çoğu zaman gerçeği hiç görmedik değil…
Gördük. Sadece görmezden gelmeyi seçtik.
•Mesajlarına günlerce dönmediğinde,
•Sana saygısızca konuştuğunda,
•Sınırlarını defalarca çiğnediğinde,
•Seni sürekli “yedek parça” gibi konumlandırdığında…
İçinden bir ses dedi ki:
Burada bir terslik var.
Ama hemen ardından başka bir ses geldi:
“Abartma, o da insan.”
“Belki de ben çok hassasım.”
“Bu kadar büyütmeye gerek yok.”
İşte aşkın gözü burada “kör” olmadı;
içindeki savunma mekanizması, gerçeği bulanıklaştırdı.
Çünkü gerçeği tam netlikle görmek acıtacaktı.
Ve zihin çoğu zaman acıdan kaçmak için hakikatten kaçmayı seçer.
7. Peki bilinçli aşk mümkün mü?
Madem bu kadar körlük var, soru şu:
Aşk dediğimiz şey, illa ki körlükle mi gelir?
Hayır.
Ama bilinçli aşk için bazı farkındalıklara ihtiyaç var:
•Açlığını tanımak:
Onu gerçekten mi seviyorsun, yoksa:
•Sevilmeye,
•Onaylanmaya,
•Kurtarıcı olmaya,
•Yalnız kalmamaya mı aşıksın?
•Kırmızı bayrakları romantikleştirmemek:
Saygısızlık, manipülasyon, yalan, tutarsızlık…
Bunlar zor karakter, “yaralı ruh”, “derin insan” değil.
Bunlar alarm.
•Kendini kaybetmeden sevmek:
Aşk, iki kişinin birbirinde erimesi değil;
İki ayrı bilincin, yan yana yürümeyi seçmesidir.
Biri:
•Ben kendim olmaktan vazgeçeyim. Diyorsa,
•Diğeri ondan küçülmesini bekliyorsa, orada aşk değil, güç ilişkisi vardır.
•Kendi tarafını bırakmamak:
“O beni sevsin.” diye kendi değerlerini terk ediyorsan, aslında önce sen kendini terk etmişsindir.
8. Aşkın gözü kör olmasın diye sorulacak üç soru
Aşk geldiğinde, kalbini kapatma.
Ama bilincini de tamamen kapatma.
Şu üç soru, içsel bir “görme testi” gibi çalışabilir:
1.Bu insanı gerçekten olduğu gibi mi seviyorum, yoksa olmak istediğim biri gibi mi hayal ediyorum?
•Hikâyeyi mi, insanı mı sevdiğini ayırt etmeye başlarsın.
2.Bu ilişkide küçüldüğüm anlar çoğaldı mı, yoksa büyüdüğüm anlar mı?
•Gerçek aşk, seni hem yumuşatır hem büyütür.
•Sadece küçültüyorsa, bu aşkın değil, korkunun gözü kördür.
3.Sevgi uğruna kendime neleri yutturuyorum?
•Bahane cümlelerini yakaladığında, körlüğün başladığı yeri de görmeye başlarsın.
Aşkın gözü değil, aklın hakkı
“Aşkın gözü kördür.”
Evet, bazen.
Ama bu körlüğü kutsallaştırmak,
“Seviyorsam her şeyi görmezden geleyim.” demek, aşk değil; kendine ihaneti romantikleştirmektir.
Belki cümleyi şöyle güncellemek daha dürüst olur:
“Aşk, başta gözü biraz bulanık yapar.
Ama sen bilincinle görmeyi seçmezsen, bu artık aşkın değil, senin sorumluluğundur.”
Sevebilirsin.
Çok sevebilirsin.
Delice sevebilirsin.
Ama:
•Kendi tarafını terk etmeden,
•Gerçeğin adını bozmeden,
•Yalnız kalma korkusunu aşk diye paketlemeden.
Aşk, gözü kör etmek zorunda değil.
Bazen tam tersine,
Yıllardır göremediğin kendini görmen için gelen bir büyüteçtir.
Mesele şu:
Aşk geldiğinde, gözlerini tamamen kapatmayı mı seçeceksin, yoksa hem kalbini açıp hem gözünü açık tutmayı mı?