Başkalarının beklentilerine göre yaşamaya başlayan insan, zamanla kendi düşüncelerini, sınırlarını ve kimliğini sessizce kaybetmeye başlar.
İnsan sosyal bir varlıktır. Beğenilmek, kabul edilmek ve sevilmek ister. Bu ihtiyaç insan doğasının bir parçasıdır.
Fakat bu ihtiyaç kontrolsüz hale geldiğinde, insanın kimliğini yavaş yavaş aşındırmaya başlar.
Bir noktadan sonra kişi kendi kararlarını vermeyi bırakır ve başkalarının beklentilerine göre yaşamaya başlar.
İşte tam o noktada görünmeyen bir dönüşüm başlar.
İnsan artık kendisi olmaktan çıkar, başkalarının beklentilerinin bir yansımasına dönüşür.
Memnun Etme Tuzağı
Psikolojide buna “people-pleasing” denir. Yani sürekli başkalarını memnun etmeye çalışan bir davranış modeli.
Bu kişiler genellikle nazik, uyumlu ve fedakâr görünür. Çevreleri onları “iyi insan” olarak tanımlar. Ama çoğu zaman bu davranışların arkasında başka bir motivasyon vardır:
Onay ihtiyacı.
Çünkü bazı insanlar için reddedilmek, tartışma yaşamak ya da birini hayal kırıklığına uğratmak neredeyse dayanılmaz bir duygudur.
Bu yüzden şu cümleler hayatlarının bir parçası olur:
“Boşver, sorun değil.”
“Ben hallederim.”
“Sen nasıl istiyorsan öyle olsun.”
İlk bakışta bu cümleler uyum gibi görünür. Ama uzun vadede insanın iç dünyasında bir boşluk yaratır.
Çünkü kişi sürekli başkalarını memnun ederken kendi isteklerini ertelemeye başlar.
Yavaş Yavaş Silinen Kimlik
Kimlik bir anda kaybolmaz. Sessizce erir.
Önce küçük tavizler verilir. Sonra daha büyükleri gelir.
Bir süre sonra insan şunu fark eder:
Artık hangi kararın gerçekten kendisine ait olduğunu bile ayırt etmek zorlaşır.
Psikolog Carl Rogers insanın sağlıklı bir benlik geliştirebilmesi için “koşulsuz kendilik kabulü” gerektiğini söyler. Yani insanın kendi değerini başkalarının onayına bağlamaması gerekir.
Fakat sürekli memnun etmeye çalışan insanlar için değer duygusu dışarıdan gelir.
Birisi onları takdir ettiğinde iyi hissederler.
Birisi onlardan hoşnut olmadığında ise kendilerini değersiz hissederler.
Bu durum insanı görünmez bir bağımlılığa sürükler.
Herkesin Onayını Kazanmak Neden İmkânsızdır?
Basit bir gerçek vardır:
Dünyada herkesi memnun edebilen tek bir insan bile yoktur.
Çünkü insanlar farklıdır. Değerleri, beklentileri ve bakış açıları değişir.
Birini mutlu eden şey, başka birini rahatsız edebilir.
Bu yüzden herkesi memnun etmeye çalışmak aslında matematiksel olarak bile imkânsız bir hedeftir.
Ve ironik olan şu:
Herkesi memnun etmeye çalışan insanlar çoğu zaman en sonunda kimseyi gerçekten memnun edemez.
Çünkü sürekli uyum sağlayan insanlar zamanla güvenilir değil, kararsız görünmeye başlar.
Saygı Nerede Başlar?
İnsan ilişkilerinde saygı çoğu zaman sınırların olduğu yerde başlar.
Sınır koyabilen insanlar ilk başta bazı kişileri rahatsız edebilir. Ama uzun vadede daha fazla saygı görürler.
Çünkü sınır koymak şu mesajı verir:
“Benim de bir düşüncem, bir alanım ve bir kimliğim var.”
Kimliği olan insan, herkesin beklentisine göre şekil değiştirmez.
Bu durum bazı insanların hoşuna gitmeyebilir. Ama kimlik zaten tam da burada ortaya çıkar.
Kendini Kaybetmeden İyi İnsan Olmak
Nazik olmak, yardımsever olmak veya empati kurmak kötü şeyler değildir.
Sorun şu noktada başlar:
İnsan başkalarını mutlu etmek için kendi varlığını silmeye başladığında.
Gerçek denge, başkalarını düşünmek ile kendini korumak arasındaki çizgidedir.
Bir insan hem iyi hem de güçlü olabilir.
Ama bunun için önce şu gerçeği kabul etmek gerekir:
Herkesi memnun etmek zorunda değilsin.
Çünkü dünyadaki en büyük kayıp, bir tartışmayı kaybetmek ya da birinin seni sevmemesi değildir.
En büyük kayıp, kendi kimliğini kaybetmektir.