Sosyal Medya Aşkları

Bir zamanlar insanlar birbirlerinin yüzüne bakarak tanışırdı.

Sesindeki titremeyi, gözündeki kararsızlığı, davranışındaki samimiyeti zamanla fark ederdi.

Bir insanı tanımak; onun yalnızca güzel sözlerini değil, hayata nasıl dokunduğunu,

öfkelendiğinde neye dönüştüğünü, sorumluluk karşısında nasıl davrandığını ve zor günlerde nerede durduğunu görebilmekti.

Bugün ise ilişkilerin önemli bir kısmı küçük bir ekranın içinde başlıyor.

Bir fotoğraf, birkaç beğeni, gece yarısı gelen bir mesaj ve insanın içinde hızla büyüyen “Belki de aradığım kişi bu” düşüncesi…

Sosyal medya aşkları tam da bu noktada doğuyor:

Bir insanı gerçekten tanımadan, onun bize göstermeyi seçtiği görüntüye anlam yüklediğimiz yerde.

Elbette sosyal medyada tanışıp güzel bir ilişki kuran, birbirine dürüst davranan ve hayatını birleştiren insanlar vardır.

Sorun insanların nerede tanıştığı değildir. Sorun, sosyal medyanın insanlara kendilerini olduklarından bambaşka gösterebilecekleri sınırsız bir sahne sunmasıdır.

Çünkü bu sahnede herkes kendi hayatının hem oyuncusu hem yönetmeni hem de kurgucusudur.

İstenmeyen sahneler kesilir, kusurlar gizlenir, yalnızlık estetik bir fotoğrafla örtülür, mutsuzluk neşeli bir hikâyeyle saklanır.

Karşımızdaki insanı değil, onun yayımlamayı seçtiği fragmanı görürüz. Fakat çoğu zaman o birkaç dakikalık fragmandan bütün bir hayatın nasıl olacağına karar veririz.

İnsan mı, oluşturulmuş bir profil mi?

Sosyal medya, insana kendisini saklama konusunda benzersiz bir imkân verdi. Gerçek hayatta içine kapanık, iletişim kurmakta zorlanan, sorumluluktan kaçan veya insanlarla sağlıklı bağ geliştiremeyen biri; ekranın arkasında son derece etkileyici, ilgili ve özgüvenli görünebilir.

Çünkü yazmak için zamanı vardır. Cümlelerini seçebilir, cevaplarını düşünebilir, işine gelmeyen soruları görmezden gelebilir.

Kendi hayatıyla ilgili yalnızca anlatmak istediklerini anlatır. Geçmişini, medeni durumunu, başka ilişkilerini, borçlarını, bağımlılıklarını, öfkesini, kıskançlığını ve hatta gerçek niyetini uzun süre gizleyebilir.

Yüz yüze iletişimde davranışların ele verdiği birçok gerçek, çevrim içi iletişimde kolayca saklanır.

Bir insan ekranda saatlerce sevgi sözcükleri yazabilir; fakat gerçek hayatta en küçük sorumluluğu bile üstlenmeyebilir. Her sabah “Günaydın” mesajı atabilir ama ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olmayabilir. Sizi dinliyormuş gibi görünebilir fakat aslında yalnızca kendi yalnızlığını bastırmak için sizinle konuşuyor olabilir.

İlgi göstermekle emek vermek aynı şey değildir. Mesaj yazmak kolaydır; zor zamanda kalabilmek ise karakter ister.

Sosyal medya bu iki şey arasındaki farkı bulanıklaştırdı. İnsanlar yoğun mesajlaşmayı yakınlık, sürekli merak edilmeyi sevgi, kıskançlığı bağlılık ve birkaç haftalık heyecanı aşk sanmaya başladı.

Oysa bir insanın size çok yazması, sizinle gerçek bir hayat kurabilecek olgunluğa sahip olduğu anlamına gelmez.

Bazı insanlar sevmez; yalnızca ilgiye ihtiyaç duyar. Bazıları bağlanmaz; sadece yalnız kalmaktan korkar. Bazıları ise sizi tanımaya değil, sizi kendi içindeki boşluğa yerleştirmeye çalışır.

Sosyal medya bir psikolojik saklanma alanına dönüşebilir

Sosyal medya yalnızca fiziksel kimliğin değil, psikolojik gerçekliğin de saklanabildiği bir alandır.

Kendisini yetersiz hisseden biri, başkalarının hayranlığını toplayacağı bir kimlik oluşturabilir. Gerçek hayatta reddedilmekten korkan biri, aynı anda birçok kişiye mesaj göndererek sürekli onay arayabilir.

Duygusal yakınlıktan kaçan biri, ekran üzerinden çok derin konuşmalar yapıp ilişki gerçek hayata taşındığında aniden geri çekilebilir.

Çünkü bazı insanlar aşkı değil, aşk ihtimalinin verdiği heyecanı sever.

Bu kişiler karşısındaki insana büyük sözler söylemekte zorlanmaz. Gelecekten konuşur, evlilik hayalleri kurar, hiç yaşanmamış günlerin planını yapar.

Fakat ilişki sorumluluk istediği anda kaybolur, uzaklaşır ya da bambaşka birine dönüşür.

Sosyal medyada bir insanı etkilemek için tutarlı bir karaktere sahip olmak gerekmez; bazen yalnızca doğru cümleleri bilmek yeterlidir.

Bu nedenle sosyal medya, duygusal manipülasyona yatkın kişiler için oldukça elverişli bir ortamdır.

İnsan bazen karşısındaki kişiye değil, kendisine yaşatılan duyguya bağlanır. Sürekli mesaj almak, merak edilmek, güzel bulunmak ve özel hissettirilmek; günlük hayatında ihmal edilmiş veya yalnız hisseden biri için çok güçlü bir etki yaratabilir.

Bu etki zamanla bağımlılığa dönüşür. Kişi, karşısındakinin kim olduğunu sorgulamak yerine o ilgiyi kaybetmemeye çalışır.

Tehlike işaretlerini görür ama açıklamalar bulur. Tutarsızlıkları fark eder ama inanmak istediği hikâyeyi korur. Çünkü bazen gerçek bir insanı kaybetmekten değil, zihnimizde kurduğumuz geleceğin yıkılmasından korkarız.

Seçenek bolluğu ve insanın değersizleşmesi

Sosyal medyanın ilişkilere verdiği en büyük zararlardan biri, insana sonsuz seçenek varmış hissi vermesidir. Bir ilişkide küçük bir sorun çıktığında insanlar artık çözmeye, konuşmaya ve emek vermeye yönelmek yerine yeni bir profile bakabiliyor.

Birkaç saniye içinde yüzlerce insanın hayatına ulaşabilmek, kişiye “Daha iyisi mutlaka vardır” düşüncesini aşılıyor. Böylece ilişkiler, bağ kurulan alanlar olmaktan çıkıp seçeneklerin karşılaştırıldığı pazarlara dönüşüyor.

Bir insanın kusuruyla karşılaşınca onu anlamaya çalışmak yerine ekrandaki kusursuz görüntülere yöneliyoruz. Oysa oradaki insanların da sorunları, eksikleri ve karanlık tarafları var. Yalnızca onları henüz bilmiyoruz.

Tanıdığımız insanın gerçeğini, tanımadığımız insanın vitriniyle kıyaslıyoruz.

Sonsuz seçenek düşüncesi sadakati de zayıflatıyor. Çünkü sadakat yalnızca fiziksel olarak aldatmamak değildir; başka ihtimalleri gizlice beslememeyi de gerektirir.

İlişki içindeyken eski sevgilileri takip etmek, gizlice mesajlaşmak, yabancıların ilgisini toplamak, beğeniler üzerinden flört alanı oluşturmak veya “Sadece konuşuyoruz” diyerek duygusal yakınlık kurmak fiziksel bir buluşma olmasa bile ilişkinin sınırlarını aşabilir.

Duygusal aldatma çoğu zaman bir yatakta değil, silinen mesajlarda başlar.

Evliliklerin içine giren görünmez üçüncü kişiler

Bugün bazı evlilikler dışarıdan devam ediyor gibi görünse de içeride çoktan parçalanmış durumda.

Aynı evde yaşayan iki insan, farklı ekranların içinde başka hayatlara kaçabiliyor. Eşiyle konuşmayan biri, hiç tanımadığı bir yabancıyla geceler boyunca dertleşebiliyor. Evde görülmediğini düşünen kadın veya erkek, sosyal medyada kendisini beğenen birinin ilgisini aşk sanabiliyor.

Başlangıçta masum görünen bir beğeni, ardından gelen bir mesajla duygusal yakınlığa; o yakınlık da gizli bir ilişkiye dönüşebiliyor.

Özellikle evliliğinde mutsuz, ihmal edilmiş veya değersiz hisseden kişiler için sosyal medya tehlikeli bir kaçış kapısı olabiliyor.

İnsan mevcut ilişkisindeki sorunları çözmek yerine dışarıdan gelen ilginin sarhoşluğuna kapılabiliyor.

Kocasını veya karısını aldatan, sosyal medyada tanıştığı biriyle gitmeyi planlayan, yılların emeğini birkaç aylık mesajlaşmanın heyecanı uğruna terk eden insanlar artık şaşırtıcı olmaktan çıktı. Burada mesele yalnızca kadınlar ya da yalnızca erkekler değildir; sadakatsizliğin cinsiyeti yoktur.

Fakat sosyal medya, aldatmaya niyeti olan kişiye ulaşılabilirlik, gizlilik ve sürekli yeni insan imkânı sunarak sınırların aşılmasını kolaylaştırır.

Üstelik sosyal medyadaki kişi, evdeki eşin taşıdığı sorumlulukları taşımaz. Faturalar, çocuklar, hastalıklar, yorgunluk, geçim derdi ve günlük hayatın yükü onun üzerinde değildir. Bu yüzden sürekli anlayışlı, neşeli ve romantik görünmesi kolaydır.

Bir tarafta hayatın gerçek ağırlığını birlikte taşıyan eş, diğer tarafta yalnızca güzel sözlerle var olan bir yabancı vardır. İnsan bu ikisini karşılaştırdığında büyük bir yanılgıya düşer. Çünkü biri hayatın içindedir, diğeri henüz hayatın sınavından geçmemiştir.

Sosyal medyadan tanıştığı biri uğruna evliliğini terk eden kişi, çoğu zaman kısa süre sonra şunu fark eder: Ekranda kusursuz görünen ilişki, gündelik hayat başladığında diğer bütün ilişkiler gibi sorumluluk, sabır ve uyum ister.

Mesajlarda anlayışlı olan kişi gerçek hayatta öfkeli, bencil, kontrolcü veya ilgisiz çıkabilir. Ancak bu gerçek görüldüğünde geride kırılmış bir eş, sarsılmış çocuklar ve geri alınamayacak kararlar kalmış olabilir.

Hızlı yakınlık, derin bağ değildir

Sosyal medya aşklarında insanlar birkaç gün içinde yıllardır tanışıyormuş gibi hissedebilir. Gece boyunca konuşmak, çocukluk travmalarını anlatmak, özel sırları paylaşmak ve sürekli iletişimde kalmak hızlı bir yakınlık yaratır.

Fakat hız, derinlik anlamına gelmez.

Birini tanımak için yalnızca neler söylediğini değil, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki uyumu görmek gerekir. Gerçek bağ zamanın içinden geçer. Beklemekten, anlaşmazlıktan, hayal kırıklığından, sınır koymaktan ve birlikte sorun çözmekten geçer.

Bir insanın karakteri her şey güzel giderken değil, istediği olmadığında ortaya çıkar. Mesajlarda herkes nazik olabilir. Önemli olan öfkelendiğinde hakaret edip etmediği, kıskandığında baskı kurup kurmadığı, hata yaptığında özür dileyip dilemediği ve siz zor durumdayken sorumluluk alıp almadığıdır.

Sanal yakınlıkta bu sınavların çoğu ertelenir. Bu yüzden kişi, aylarca hatta yıllarca tanıdığını düşündüğü birinin aslında yalnızca kendisine gösterilen yüzünü tanımış olabilir. Ekranın arkasında kurulan bağ, gerçek hayatla sınanmadıkça tamamlanmış bir tanışıklık değildir.

Filtrelerin kurduğu aşk yanılsaması

Sosyal medya yalnızca karakterleri değil, bedenleri ve hayatları da kurgular. Filtrelenmiş yüzler, seçilmiş açılar, düzenlenmiş fotoğraflar ve sahnelenmiş mutluluklar insanlarda gerçek dışı beklentiler oluşturur.

İnsanlar eşlerini veya sevgililerini ekrandaki görüntülerle kıyaslamaya başlar. Yaşayan, yorulan, zaman zaman mutsuz olan gerçek bir insan; sürekli güzel, bakımlı, eğlenceli ve ulaşılmaz görünen profillerin yanında sıradanlaştırılır.

Oysa aşk, kusursuz bir görüntüye duyulan hayranlık değildir. Aşk, bir insanın gerçekliğine yaklaşabilmek ve onun da bizim gerçekliğimize yaklaşmasına izin verebilmektir.

Filtreler yüzü güzelleştirebilir ama karakteri güzelleştiremez. Takipçi sayısı kişinin güvenilirliğini, paylaştığı romantik sözler sadakatini, sergilediği lüks hayat ise ruhsal olgunluğunu göstermez.

Yine de insanlar görüntünün etkisine kapılarak tanımadıkları kişilere büyük anlamlar yükleyebiliyor. Bazen bir fotoğrafa bakıp o kişinin iyi kalpli, güçlü, sadık veya başarılı olduğunu varsayıyoruz. Aslında gördüğümüz kişiye değil, o görüntünün bizde uyandırdığı çağrışımlara âşık oluyoruz.

Sosyal medya aşklarının karanlık yüzü

Bu ilişkilerin zararı yalnızca hayal kırıklığıyla sınırlı kalmayabilir. Sahte kimlikler, evli olduğunu gizleyenler, aynı anda birçok kişiyi oyalayanlar, para isteyenler, özel görüntüler üzerinden tehdit edenler ve insanların duygusal zayıflıklarını kullanarak onları kontrol edenler sosyal medyanın karanlık tarafında yer alır.

Bir insanın uzun süre sizinle konuşması, güvenilir olduğunun garantisi değildir. Sabırlı bir manipülatör de güven oluşturmak için aylarca bekleyebilir.

Özellikle yalnızlık dönemlerinde insanlar tehlikeye daha açık olabilir. İşini kaybetmiş, ilişkisi bitmiş, evliliğinde mutsuz, ailesinden uzak veya psikolojik olarak zorlanan biri; kendisini anlayan birinin varlığına normalden daha hızlı bağlanabilir.

Kötü niyetli kişiler ise tam olarak bu ihtiyacı fark eder. Önce güven, ardından bağımlılık oluştururlar. Bir süre sonra kişi daha önce asla yapmayacağı şeyleri yapmaya; para göndermeye, özel bilgilerini paylaşmaya, çevresinden uzaklaşmaya veya hayatıyla ilgili ani kararlar almaya başlayabilir.

Bu nedenle çevrim içi başlayan bir ilişkide heyecandan önce güvenlik, sözlerden önce tutarlılık, hayallerden önce gerçeklik aranmalıdır.

Sosyal medya neden gerçek sevgiyi taklit edebiliyor?

Çünkü sosyal medya sevginin bazı işaretlerini kolayca üretir: İlgi, merak, güzel söz, sürekli iletişim ve beğenilme…

Fakat sevginin ağır taraflarını üretemez: Sorumluluk, fedakârlık, sabır, dürüstlük, zor zamanda varlık gösterme ve ortak hayatın yükünü taşıma.

Bu yüzden sosyal medya aşkları ilk başta çok yoğun yaşanabilir. İki kişi birbirine gün boyunca yüzlerce mesaj atar, sürekli özlediğini söyler ve kısa sürede büyük vaatlerde bulunur. Beyin bu yoğun ilgiyi ödül olarak algılar. Mesaj geldiğinde mutluluk, cevap geciktiğinde kaygı oluşur. Böylece kişi, ilişkinin kalitesine değil, iletişimin sıklığına bağımlı hâle gelir.

Oysa sağlıklı aşk insanı sürekli bir belirsizliğin içinde tutmaz. Bir gün göklere çıkarıp ertesi gün ortadan kaybolmaz. Kişiyi kendisinden, arkadaşlarından ve hayatından koparmaz. Sevgi insanın ruhunda devamlı alarm hâli yaratıyorsa orada aşk kadar bağımlılık ve manipülasyon ihtimali de sorgulanmalıdır.

Bütün suç sosyal medyada mı?

Hayır. Sosyal medya kimseyi sadakatsiz, yalancı veya sorumsuz yapmaz. Fakat insanın zaten taşıdığı eğilimleri kolaylaştırabilir. Aldatmak isteyen kişiye yeni kapılar, onay arayan kişiye sınırsız seyirci, kimliğini saklamak isteyene yeni maskeler sunar.

Başka bir ifadeyle sosyal medya kötülüğü yaratmayabilir ama kötülüğün hareket alanını genişletebilir.

Bu nedenle sorumluluğu yalnızca teknolojiye yüklemek de doğru değildir. Asıl mesele insanın ahlakı, sınırları ve seçimleridir. Telefonun içinde binlerce ihtimal bulunabilir; sadakat, o ihtimallerin varlığına rağmen kendi seçiminin arkasında durabilmektir.

Evliliği sorunlu olan insan konuşmayı, yardım almayı veya dürüstçe ayrılmayı seçebilir. Gizli bir ilişkiye sığınmak sorunların çözümü değil, başka insanların hayatında yeni yaralar açan bir kaçıştır.

Sağlıklı bir ilişki için neye bakılmalıdır?

Sosyal medyada tanışılan birini değerlendirirken onun güzel sözlerinden çok davranışlarına bakılmalıdır. Anlattığı hayatın gerçekliği zaman içinde doğrulanmalı; görüntülü konuşmaktan kaçınıp kaçınmadığına, hayatındaki insanları sürekli gizleyip gizlemediğine, yalnızca belirli saatlerde yazmasına ve sorular karşısındaki tutarlılığına dikkat edilmelidir.

Hızlı evlilik vaatleri, aşırı kıskançlık, sürekli hesap sorma, para talebi, özel fotoğraf baskısı ve sizi çevrenizden uzaklaştırma çabası sevgi değil, ciddi uyarı işaretleridir.

En önemlisi de ilişki, mümkün olan güvenli koşullarda gerçek hayata taşınmalı ve zamanın sınavına bırakılmalıdır. Ortak çevre, açık kimlik, tutarlı yaşam öyküsü ve yüz yüze davranışlar görülmeden büyük kararlar alınmamalıdır.

Bir insan size “Bana güvenmiyor musun?” diyerek sınırlarınızı kaldırmaya çalışıyorsa sorun sizin temkinli olmanız değil, onun temkininizden rahatsız olmasıdır. Güven talep edilmez; zamanla kazanılır.

Evlilik içinde ise dijital sınırlar açıkça konuşulmalıdır. Hangi davranışın flört, hangisinin ihanet sayıldığı iki taraf için de net olmalıdır. Şifre paylaşmak tek başına sadakat kanıtı değildir. Asıl önemli olan gizli bir hayat kurmamak ve eşinin bilmesi hâlinde rahatsız olacağın davranışları yapmamaktır.

“Sadece mesajlaştık” cümlesi, kurulan duygusal bağın verdiği zararı ortadan kaldırmaz.

Ekrandaki ışık, her zaman sevginin ışığı değildir

Sosyal medya insanları birbirine yaklaştırdı; fakat yakın görünmekle gerçekten yakın olmak arasındaki mesafeyi de büyüttü. Birbirinin hayatına saniyeler içinde giren insanlar, aynı hızla çıkmayı öğrendi. İlişkiler kolay başladı, kolay harcandı. İnsanlar tanımadan bağlandı, bağlanmadan söz verdi, sözlerinin ağırlığını taşımadan başka profillere yöneldi.

Gerçek sevgi, çevrim içi olup olmamakla değil, gerçeğe dayanıp dayanamadığıyla anlaşılır. Bir ilişki yalnızca mesajlarda güzelse, zor zamanlarda yoksa, sorumluluk karşısında dağılıyorsa ve sürekli gizlilik istiyorsa orada sevginin görüntüsü olabilir ama özü eksiktir.

Sosyal medya bize sayısız yüz gösterebilir; fakat bir insanın gerçek yüzünü yalnızca zaman, tutarlılık ve davranış ortaya çıkarır. Bu yüzden ekrandan gelen her ilgiyi aşk, her güzel sözü samimiyet, her yoğun iletişimi bağlılık sanmamak gerekir.

Çünkü bazı insanlar hayatınıza sizi sevmek için değil; kendi yalnızlığını susturmak, egosunu beslemek veya gerçek kimliğinden kaçmak için girer.

Ve belki de çağımızın en büyük yanılgısı şudur: İnsanlar artık birbirlerine değil, birbirlerinin oluşturduğu profillere âşık oluyor.

Oysa bir profil sizi etkileyebilir; fakat bir hayatı ancak karakter taşıyabilir.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir