Bazen aynaya bakıyorsun ve aslında kızdığın kişi bugünkü hâlin değil;o aynaya yansıyanın arkasında dolaşan geçmiş hâlin.
“Niye böyle oldum?” diyorsun.
“Niye böyle düşünüyorum, niye bu kadar tetikleniyorum, niye bu kadar çabuk kırılıyorum?”
Sonra zihnin hızlı bir suçlu taramasına çıkıyor:
Çocukluğun, ailen, ilişkilerin, terk edilişlerin, aldatılmaların, parasız kalışların, yalnız kaldığın geceler…
Fark etmeden şunu yapıyorsun:
Hayatındaki şimdiki seni, geçmişini yargılayarak boğuyorsun.
Oysa bir noktada bilmen gereken, acı ama özgürleştirici bir gerçek var:
Şu anki seni sevmek istiyorsan, seni buraya kadar getiren “eski seni” düşman ilan edemezsin.
1. Şu anki sen, geçmişteki “hayatta kalma modunun” eseridir
Psikolojide buna “survival mode” diyorlar:
Zihnin, duyguların, bedenin tek bir şeye odaklanır: hayatta kalmak.
•Çocukken kimse seni dinlemediyse, bugün her şeyde yanlış anlaşıldım tetiklenmesi yaşıyor olabilirsin.
•Sürekli eleştirildiysen, bugün her iltifatta abartma diye geri çekiliyor olabilirsin.
•Defalarca terk edildiysen, bugün biri sana iyi davrandığında bile nasıl olsa gider diye hazırlık yapan bir tarafın olabilir.
Bunlar bozukluk değil, zihnin zamanında bulabildiği tek strateji.
Yani o sevmek istemediğin eski sen, aslında şunu yapıyordu:
“Kimse beni korumuyorsa, bari kendimi böyle koruyayım.”
O gün için işe yarayan savunmalar, bugün seni sıkıştırıyor olabilir.
Ama bu, o savunmaların o zamanlar yanlış olduğu anlamına gelmez. Sadece artık güncelleme zamanı geldiği anlamına gelir.
Telefonunun yazılımını güncelliyorsun, ama kendine gelince hâlâ eski versiyonu suçluyorsun.
Olmaz.
2. Felsefe tarafı: Geçmişini çöpe atarsan, “ben” dediğin ne kalır?
Filozofların yıllardır boğuştuğu bir soru var:
“Ben kimim?”
Sadece şu an mıyım?
Yoksa bütün yaşadıklarımın toplamı mıyım?
Eğer yaşadıklarından nefret ediyorsan, aslında kendi sürekliliğine saldırıyorsun.
Nietzsche’nin bir kavramı var: “Amor fati” kadere aşık olmak.
Romantik bir “her şey çok güzeldi” demiyor.
Şunu söylüyor:
“Başka türlü olamayacakmış gibi, başıma geleni olduğu gibi kabul ediyorum;
çünkü ben bugünkü ben isem, o yaşananlar yüzünden değil, o yaşananlar sayesinde buradayım.”
Bu, acıları yüceltmek değil.
“İyi ki canım yandı” demek zorunda değilsin.
Ama şunu fark etmek zorundasın:
Eğer geçmişini tamamen reddedersen, bugünkü seni de havada bırakmış olursun.
Bir kitabı düşün.
1, 2, 3. bölümleri yırtıp atarsan, 4. bölümün bir anlamı kalır mı?
Kaldığında bile o kadar kopuk durmaz mı?
İşte sen de, hayatının ilk bölümlerine söverken, şu anki bölümünün de altını oyuyorsun.
3. Psikoloji tarafı: Kendine sürekli “niye böyleydin?” demek, travmayı yeniden yaşatmaktır
Bir de işin sinir sistemi tarafı var.
Beden, “geçmiş” ve “şimdi”yi çok net ayırmıyor.
Sen zihninde tekrar tekrar
•“Niye izin verdim?”
•“Niye oradan çıkamadım?”
•“Niye o kadar sustum?”
diye kendini dövdükçe, sinir sistemine şunu yapmış oluyorsun:
“O sahne hâlâ devam ediyor. Tehlike bitmedi.”
Sonuç?
•Gereksiz anksiyete
•Uyku bozukluğu
•Sürekli tetikte olma hâli
•İnsanlara güvenememe
•“Ne zaman her şey bozulacak” beklentisi
Travmayı iyileştirmenin ilk adımlarından biri, o zamanki haline şöyle bakabilmek:
“O gün, o şartlarda, o bilgi ve o güçle yapabildiğimin en iyisini yaptım. Eksikti, hatalıydı, ama elimde o vardı.”
Kendine bu cümleyi çok görüyorsan, şu anki seni sevmekte zorlanman çok normal.
Çünkü içten içe hâlâ bir yerlerde
“Ben zaten hep yanlış seçen, yanlış davranan biriyim” etiketi taşıyorsun.
4. “Keşke” ile “iyi ki” arasında sıkışmak yerine, üçüncü bir cümle: “Öyleydi.”
Geçmişle ilişkimiz genelde iki uçta gidip geliyor:
•“Keşke hiç yaşamasaydım.”
•“İyi ki yaşamışım, beni güçlendirdi.”
İkisi de zaman zaman ağır gelebilir.
O yüzden sana üçüncü bir cümle önereceğim:
“Öyle oldu.”
Ne romantikleştiriyor, ne de lanetliyor.
•“Evet, kırıldım.”
•“Evet, çok yalnız kaldım.”
•“Evet, hata yaptım.”
Ama ardından:
“Ve buradayım. Devam ediyorum. Öğreniyorum.”
Bu cümle, içindeki mahkemeyi biraz susturur.
Çünkü geçmişi sürekli yeniden yargılamak, insanı bugünün yaşam enerjisinden eder.
Hayatını “keşke”lerle ve “iyi ki”lerle dramatize etmeden,
“Öyle oldu ve ben bugün başka bir seçim yapabilirim” noktasına geldiğinde, işte orada şimdiki seni sevmek için alan açılmaya başlar.
5. Eski seni suçlamayı bırakmadan, yeni seni inşa edemezsin
Kendi kendine fark etmeden şöyle bir oyun oynuyorsun:
Bir yandan diyorsun ki:
“Artık kendimi sevmek istiyorum, daha iyi ilişkiler kurmak istiyorum, daha dengeli bir hayat istiyorum.”
Öte yandan:
•“Bir zamanlar çok aptaldım.”
•“Nasıl bu kadar saf olabildim?”
•“Kendime bunu nasıl yaptım?”
•“İzin verdiğim her şey benim suçum.” gibi cümlelerle inşa etmeye çalıştığın zemini her gün yeniden kazıp duruyorsun.
Kendini bir bina gibi düşün.
Temel atılırken hatalar yapılmış olabilir.
Ama şu anda 10. katta oturup
“Lan bu temel niye böyle?” diye temele sövmenin tek yaptığı şey, binaya daha fazla stres bindirmek.
Bir noktada şunu söylemen gerekiyor:
“O temeli o zaman öyle atabildim.
Şimdi üzerine ne koyacağıma ben karar vereceğim.”
Eski seni suçlamayı bıraktığın gün, şimdiki senin omuzlarından tonlarca yük kalkar.
Çünkü artık sadece bugünün sorumluluğunu alırsın, geçmişini de yanında sopa diye taşımayı bırakıp deneyim olarak çantana koyarsın.
6. Mini egzersiz: Eski senle 3 cümlelik barış anlaşması
Şimdi sana çok kısa ama etkili bir çalışma önereceğim.
Telefonunun notlar kısmını aç ya da bir kâğıt al.
Kendine geçmişten seslenen bir “sen” hayal et; belki 10 yaşında, belki 18, belki 25…
Ve bugünkü hâlinle ona 3 cümle yaz:
1.“O gün, o şartlarda, elinden geleni yaptın.”
2.“Bugün daha fazlasını biliyorum ve ikimiz için de daha iyisini seçebilirim.”
3.“Seni aşağılamadan, yargılamadan, yanımda taşıyacağım.”
Bu kadar.
Bunun ne işe yaradığını küçümseme.
Zihin, yazıya dökülen cümleleri hafife almaz.
Bu, içsel mahkemenin duvarına asılmış bir “ceza indirimi” kararı gibi çalışır.
7. Şu anki seni sevmek, geçmişi parlatmak değil; ona yeni bir anlam vermektir
Kimse sana “Her şey şahane oldu, şükret,” demiyor.
Bazı şeyler gerçekten berbattı.
Bunu inkâr etmek, ruhu daha çok hasta eder.
Ama şunu seçebilirsin:
•Ya yaşadıklarının seni mahvettiğine inanırsın,
•Ya da seni daha farkında yaptığına.
Aradaki fark şu:
Birincisi seni pasif bırakır:
“Ben böyle oldum, yapacak bir şey yok.”
İkincisi sana güç verir:
“Evet, böyle oldum.
Ama bununla ne yapacağım, artık benim kararım.”
Şu anki seni sevebilmek için, yaşadıklarından nefret etmeyi bırakmak zorundasın; yoksa her seferinde bugünkü hâlini de çöpe atmış olursun.
Çünkü:
Senin bugünkü farkındalığın, hassasiyetin, sezgin, sınır koymayı öğrenişin, tam olarak o sevmediğin deneyimlerden süzülüp geldi.
Kendine dönüp şunu söyleyebilirsin:
“Bana bunları kim yaptıysa yaptı.
Ama artık hikâyemin geri kalanını ben yazıyorum.”
İşte o cümle, geçmişinle barışmanın, şimdiki seni sevmenin ve geleceğini yeniden kurmanın başladığı yer