“Yalnız Kalmayı Seven Ya Tanrıdır Ya da Vahşi Bir Hayvan”

Yalnızlık eksiklik midir?
Yoksa kendi bütünlüğünü hatırlayanların en doğal hâli mi?

İnsan, kalabalıkta onay arayarak değil, sessizlikte kendini duyarak olgunlaşır.
Yalnızlık, çoğu kişinin kaçtığı ama güçlü zihinlerin büyüdüğü yerdir.
Çünkü orada alkış yoktur, göz yoktur, sadece öz vardır.

Bir insan yalnız sinemaya gidebiliyorsa, kendiyle kahve içebiliyorsa,
bir sahil kenarında kimseye mesaj atmadan gün batımını izleyebiliyorsa işte o, kendine dost olmayı öğrenmiştir.
Ve kendine dost olan biri artık dünyayla savaşmaz, çünkü evreni içinden yenmiştir.

Aristoteles der ki:

“Yalnız kalmayı seven ya Tanrıdır ya da vahşi bir hayvan.”

Bu söz, yalnızlığın iki kutbunu anlatır aslında:
Birinde bilgelik, diğerinde doğal güç vardır.
Tanrı gibi olan, kendi içinde tamamdır, vahşi olan ise doğanın saf gücüyle beslenir.
Ve bazı insanlar bu iki yönü birleştirir hem ruhsal olarak Tanrı kadar derin, hem içgüdüsel olarak doğa kadar özgür olurlar.

Yalnızlığı seçen kişi toplumdan kopmaz, sadece kalabalığın gürültüsünü susturur.
Çünkü bilir ki en yüksek ses, iç sesin yankısıdır.
Yalnız kalan kişi kendi zihnini tanır, duygularını ehlileştirir, düşüncelerini yönlendirir.
Bu yüzden yalnızlığın içinden geçen biri, artık kimseye bağımlı değildir enerjisini evrenden alır.

Kendine kahve ısmarlayan o insan…
Kitapçıda saatlerce sessizce dolaşan o insan…
Bir kafede tek başına oturup gökyüzünü izleyen o insan…
Aslında kendi bilincinin merkezinde oturuyordur.
O kişi eksik değil, tamamlanmış olandır. Çünkü artık kendi enerjisini yönetebilmektedir.

Yalnızlığı seven insanlar, kendi içinde bir evren kurar.
Her düşünce bir yıldızdır, her his bir gezegen.
Ve orada kimse yoktur ama her şey vardır.
Bu hâli yaşayan biri, dış dünyanın sesini değil, kendi iç sesinin hakikatini duymaya başlar.

Yalnızlığı sevmek, ruhun olgunlaşma işaretidir.
Çünkü yalnızlık, insana şunu öğretir: Hiç kimse seni tamamlamaz. Tamamlanman gereken yer sensin.

Ve işte o an…
İnsan kalabalığı değil, kendi frekansını seçer.
Artık huzuru dışarıda değil, içinde bulur. Artık bekleyen değil, yaratan olur.

Belki de Aristoteles’in sözündeki Tanrı kendini evrenle bir hisseden insanı simgeliyordu.
Çünkü yalnızlığını sevebilen, artık evrenin kendisiyle rezonans kuran biridir.

“Yalnızlık zayıflık değildir, kendi merkezini koruyabilme sanatıdır.
Ve kim bu sanatı öğrenirse, artık hiçbir fırtına onu yerinden oynatamaz.”

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir