Hani mesaj atmıyor ama sen hâlâ şöyle diyorsun ya:“Aslında yoğun, yoksa kesin arardı.”
Ya da seni görmezden geliyor ama kafanda şu cümle dönüyor:
“Bence bana değer veriyor, sadece duygularını göstermeyi bilmiyor.”
İşte buna wishful thinking deniyor:
Gerçeklere değil, dileğine bakarak düşünmek.
Yani:
“Olanı değil, olmasını istediğini baz alarak ilişkiyi yorumlamak.”
Peki İlişkide Wishful Thinking Nasıl Görünür?
Biraz gündelik örneklerle gidelim:
•Sana haftada bir yazıyor ama sen diyorsun ki:
“Bence çekingen, duyguları çok derin ondan böyle davranıyor.”
•“Hazır hissetmiyorum, ilişkiye hazır değilim.” diyor; senin çevirin:
“Şu an değil ama biraz daha iyi davranırsam kesin fikri değişir.”
•Seni defalarca hayal kırıklığına uğratıyor; sen yine de:
“Ama kötü biri değil, aslında içi çok temiz…”
•Net sınır koymuyor, ortadan konuşuyor, ara ara kayboluyor; senin içerideki sesin:
“Bence kafası çok karışık, o karışıklığı toparlayınca beni seçecek.”
Gerçek sinyaller başka bir şey söylüyor, ama sen kendi senaryonu izlemeye devam ediyorsun.
İşte bu: dilek odaklı düşünme.
Neden Yapıyoruz Bunu?
Çünkü bazı duygular, gerçekle yüzleşmekten daha güçlü:
•Yalnız kalma korkusu:
“Bu da olmazsa kimse olmaz.” hissi, kırmızı bayrakları görmezden getirtiyor.
•Kendini kanıtlama ihtiyacı:
“Onu ikna edersem, demek ki ben değerliyim.” diye düşünüyorsun.
•Romantik masallar:
Filmlerdeki gibi: “Başta istemez ama sonra anlar ve büyük aşk başlar.”
Gerçekte çoğu zaman sadece istemeyen biri var, o kadar.
•Emek boşa gitmesin duygusu:
O kadar yazdın, bekledin, anlattın, affettin…
Zihin diyor ki:
“Bu kadar şeyden sonra vazgeçemem, mutlaka bir yere varmalı.”
Ve böylece, gerçekleri acıtmasın diye eğip bükmeye başlıyoruz.
Wishful Thinking’in Yan Etkileri
Başta çok masum gelir:
“Biraz umut, ne zarar verir ki?”
Sonra yavaş yavaş şunlar başlar:
•Sürekli onu savunurken bulursun kendini.
•Arkadaşların “burada problem var” der, sen “ama…” diye araya girersin.
•İlişkiyi iki kişi değil, sen tek başına sürüklemeye başlarsın.
•En acısı:
Kendi duygularından daha çok onun bahanesini korursun.
Ve bir gün aynaya bakarsın:
“Ben ne zamandır kendi tarafımı tutmayı bıraktım?”
Gerçeği Görmek Pes Etmek Değil
Wishful thinking’i bırakmak,
“Artık hiç hayal kurmayacağım.” demek değil.
Asıl mesele şu:
Hayallerini karşındaki insanın gerçek davranışlarıyla test etmek.
Biri seni gerçekten seviyorsa:
•Hareketlerinde tutarlılık olur.
•Sözleriyle davranışları birbirini tutar.
•Sende sürekli “belirsizlik, kaygı, yetmeme” hissi bırakmaz.
Sevgi, sürekli çözmen gereken bir bulmaca gibi hissettiriyorsa, oradaki şey çoğu zaman sevgi değil, wishful thinking + kaygı kokteylidir.
Kendine Sorabileceğin Küçük Sorular
Bir ilişkide (ya da başlamamış ilişkide) şöyle durup kendine sorman iyi gelebilir:
•Ben şu anda olanı mı görüyorum, olmak istediğini mi?
•Onu gerçekten olduğu haliyle mi seviyorum, yoksa potansiyelini mi romantikleştiriyorum?
•Arkadaşım bu hikâyeyi bana anlatsa, ben ona ne söylerdim?
•Bu ilişkide daha çok neyi koruyorum: onu mu, yoksa kendi hayalimi mi?
Bu sorular can acıtır, evet.
Ama en azından insanı gerçeğe yaklaştırır.
Hayal Kur, Ama Kendini Satma
İlişkide hayal kurmak kötü değil.
Hatta güzel: Birlikte yapılacak planlar, paylaşılan hedefler, gelecek vizyonu…
Ama çizgi şurada:
Hayallerin için kendini yok saymaya başladığında, orada aşk değil, kendini inkâr vardır.
Wishful thinking, seni kısa süreli rahatlatır:
“Belki bir gün değişir.” demenin sıcaklığı vardır.
Ama uzun vadede şunu götürür:
•Zamanını,
•Enerjini,
•Özsaygını.
O yüzden belki şöyle demek gerekir:
“Ben dileklerimi saklarım ama kendimi saklamam. Gerçek beni görmeyeni, ben de romantikleştirmem.