Metabiliş: Kendini Düşünen Zihin

Zihin, yalnızca düşünen bir yapı değildir; aynı zamanda kendi düşüncelerini gözlemleyebilen bir varlıktır.
Bu yeti insanı diğer tüm varlıklardan ayıran ince çizgidir:
Bir düşünceye sahip olmak başka şeydir, o düşüncenin farkında olmak bambaşka.
Bu farkındalık katmanına metabiliş denir.
Yani, “düşüncenin kendi üzerine düşünmesi.”
Felsefi olarak bakarsak, bu insanın kendi zihinsel evrenine ayna tutmasıdır.
Kendini bilmek… ama yalnızca duygularını değil, o duygulara yol açan düşünme biçimlerini de fark etmek.
Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” dediğinde aslında ilk metabilişsel kıvılcımı çakmıştı.
Ama o cümle bugünün bilincinde şöyle yankılanıyor:
“Ne düşündüğümü biliyorum, öyleyse farkındayım.”
Bu farkındalık, bilincin daha üst bir katmanına geçmek demektir.
Artık sadece zihnin içinde yaşayan değil, zihnini izleyebilen biri olursun.
Metabiliş, farkındalıkla başlar, ama öz disiplinle, öz gözlemle ve öz sorgulamayla derinleşir.
Bir düşünce geldiğinde, hemen inanmazsın. “Bu düşünce nereden geldi?” diye sorarsın.
İşte o an zihin bir frekans değiştirir. Artık düşünce seni yönetmez; sen düşünceyi yönetirsin.
Bedenini eğitmek için spor yaparsın. Peki zihnini eğitmek için ne yaparsın?
Metabiliş, zihinsel bir antrenmandır.
Zihninin hareketlerini fark etmek, onu güçlendirmek için yapılan görünmez bir egzersizdir.
Bu beceri geliştikçe, kendini gözlemleyen o sessiz “iç bilge” büyümeye başlar.
Her tepkinin arkasında bir düşünce, her düşüncenin ardında bir inanç, her inancın ardında bir frekans olduğunu fark edersin.
Ve o noktada, artık sadece düşünmüyorsun düşünmenin bilincindesin.
Metabilişe Sahip İnsanların Özellikleri
Metabilişsel farkındalığı yüksek olan insanlar, düşüncelerinin akışına kapılmak yerine o akışa üstten bakabilen kişilerdir.
Zihinsel süreçlerini tanır, duygularının kökenini sorgular ve içsel dünyalarını bilinçli şekilde yönlendirirler.
Bu kişilerde ortak bazı özellikler vardır:
•Gözlemci Benlikleri güçlüdür.
Bir olay yaşandığında hemen tepki vermezler; önce kendi tepkilerini gözlemler, sonra bilinçli bir yanıt seçerler.
•Duygusal farkındalıkları yüksektir.
Ne hissettiklerini değil, neden hissettiklerini anlamaya çalışırlar.
Bu da duygularını bastırmadan, onları yönetebilme becerisi kazandırır.
•Kendi düşünce hatalarını fark ederler.
“Belki de yanılıyorum” diyebilen bir zihinsel esneklik taşırlar.
Çünkü bilirler ki mutlak doğrular değil, bilincin genişlemesi önemlidir.
•Öz disiplin sahibidirler.
Düşüncelerini, tıpkı kaslarını çalıştırır gibi düzenli olarak gözlemlerler.
Bu onları hem üretken hem de içsel olarak güçlü kılar.
•Sessizliği severler.
Çünkü sessizlik, zihin aynasının berraklaştığı alandır.
Düşüncelerinin yankısını duymak için kalabalıktan çok kendi iç alanlarını tercih ederler.
Metabilişsel farkındalık geliştikçe, kişi yalnızca düşünen biri olmaktan çıkar, kendi zihninin rehberi hâline gelir.
Bu seviyeye ulaşmak için özel bir eğitim gerekmez sadece kendini izlemeye cesaret etmek yeterlidir.
Bir felsefeci olarak, ben düşünmeyi, düşünmek üzerine düşünmeyi, insan bilincinin en yüksek formu olarak görürüm.
Çünkü zihin, kendi üzerine döndüğünde sadece farkına varmaz, aynı zamanda kendi evrimini başlatır.
Kendini düşünen zihin, artık yalnızca var olmaz kendi varlığını anlamaya başlar.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir