Toksik Olandan Neden Kopamayız

Bazen dışarıdan bakınca çok net görünür: Bu insan sana iyi gelmiyor.
Yanında huzurun azalıyor, kendini küçültüyorsun, sürekli tetikte yaşıyorsun. Yine de kopamıyorsun.
Hatta kopmayı denedikçe daha çok geri dönüyorsun… Ve işin tuhafı şu: Kafanda akıl var, kalbinde de bir şey var. İkisi birbirine giriyor.
Toksik bir bağın en büyük numarası şudur: Sana zarar verirken bile kendini ilişki gibi hissettirir.
Bir “bağ” varmış gibi. Oysa bazen bağ dediğin şey sevgi değil… Bağımlılıktır. Bazen de bağ dediğin şey özgürlük değil: Korkudur.
Bu yazıda iki katmana gireceğiz: Psikolojik katman ve felsefi katman. Çünkü toksik ilişkiler yalnızca yanlış insan seçimi değildir…
Bazen yanlış bir iç mekanizmanın, yanlış bir anlam arayışının ve yanlış bir umut ekonomisinin sonucudur.
1) Zihin Neden Toksik Olanı Normal Sanar
İnsan beyni tuhaf bir biçimde tanıdığa aşık olur. Tanıdık olan her zaman iyi değildir… Sadece tanıdıktır. Çocukluktan beri bildiğin duygular, tonlar, gerilimler, sessizlikler…
Zihin onları görünce şunu der: Bunu biliyorum. Bu yüzden bunun içinde hayatta kalabilirim.
Eğer geçmişinde sevgi, tutarlılıkla değil de iniş çıkışla yaşandıysa… Eğer ilgi bazen vardı bazen yoktuysa…
O zaman yetişkinlikte sakin sevgi sana sıkıcı gelebilir. Kaoslu sevgi ise gerçek gibi gelir. Çünkü bedenin tansiyona alışmıştır.
Kopamamanın bir nedeni de budur: Sen sevgiye değil, dalgalanmaya alışmış olabilirsin.
2) Travma Bağı: Acı ile Ödülün Karışması
Toksik bağların en büyük yakıtı aralıklı ödüldür. Bugün yok, yarın var. Bugün soğuk, yarın aşırı sıcak.
Bugün küçültme, yarın övme. Bu iniş çıkış, beynin ödül sistemini resmen kumara çevirir.
Kumar mantığı şudur: Bu sefer belki kazanırım.
İlişkideki kumar mantığı da şudur: Bu sefer düzelir. Bu sefer anlar. Bu sefer beni seçer.
Böyle bir döngüde beyin iyi günleri kanıt gibi saklar. Kötü günleri ise açıklama gibi yorumlar: Streste, yorgun, çocukluk travması var, işi kötü, bana denk geldi…
Sonra iyi gün gelince beynin şöyle der: Gördün mü, aslında bu adam/kadın bu.
Oysa felsefi bir gerçek var: Bir insanın kim olduğunu, sana en güzel davrandığı gün değil… En çok güç elindeyken sana nasıl davrandığı gösterir.
3) Kurtarıcı Rolü: Kendini Değerli Hissetmenin Kestirme Yolu
Bazı insanlar toksik ilişkilerde kurtarıcı rolüne girer. Çünkü karşı tarafın sorunlarını çözdükçe kendini önemli hisseder. Bu, aslında çok insani bir şey… Ama tehlikeli.
Çünkü bir noktadan sonra sevgi şuna dönüşür: Onu toparlayabilirsem ben de tamamlanırım.
Burada ilişki iki kişinin temasından çıkıp bir projeye dönüşür. Proje bitmez… Çünkü toksik insanın bitmeye niyeti yoktur. Sen hep çalışırsın, o hep bozar.
Sen hep tamir edersin, o hep kırar. Sonra da yorulduğunda sana şöyle hissettirir: Beni yarı yolda bıraktın.
Aslında yarı yolda bırakmak değil… Kendi hayatına geri dönmektir.
4) Kendilik Değeri: Ben Seviliyorsam Varım
Kopamamanın en çıplak nedeni bazen şudur: Sevilmezsem yok olurum.
Bu cümle ağır gelebilir ama birçok insanın iç dünyasında böyle bir kod vardır. O yüzden toksik kişi gidince sadece bir insan gitmez…
Bir ayna gider. Sen o aynada var olduğunu sanıyorsundur.
Bu noktada toksik bağ, ilişki değil kimlik desteğidir.
Ve kimlik desteği çekilince insan panik olur. Çünkü boşluk gelir. O boşluk da bağımlılık yapar.
Bazen insan, huzuru değil… Boşluksuzluğu ister.
5) Bilişsel Çelişki: Bu Kadar Şeye Değdi Demek Zorunda Kalmak
Çok yatırım yaptıysan, çok ağladıysan, çok beklediysen… Zihin şunu kabullenmek istemez: Boşa gitti.
Bu yüzden bazı insanlar ilişkinin kendisine değil, geçmiş emeklerine bağlı kalır. Şunu der: Bunca şey yaşadık, bunca yıl, bunca anı…
Ama felsefi olarak anı birikimi, iyi bir yaşamın kanıtı değildir. Bir şey uzun sürdü diye doğru olmaz… Sadece uzun sürmüştür.
İnsanın kopamamasının bir nedeni de şudur: Yanlış olduğunu kabul etmek, egoya ağır gelir. O yüzden zihin tercih eder: Devam edeyim, en azından hikaye tutarlı olsun.
6) Umut Bağımlılığı: Geleceğe Tapınmak
Toksik bağların en tatlı zehri umuttur. Çünkü umut, bugünü affettirir. Umut, bugünkü rezaleti yarının ihtimaline bağlar.
Umut bazen çok asil bir şeydir… Ama bazen bir uyuşturucudur.
Şunu fark etmek zor: Sen bazen o kişiyi değil… Onun bir gün dönüşeceği kişiyi seviyorsun.
Ve o kişi çoğu zaman hiç gelmiyor.
Felsefi katman burada başlar: Gerçek sevgi, olmayanı değil olanı sever. Olmayanı sevmek, hayale bağlanmaktır. Hayale bağlanmak da insanı gerçek hayattan koparır.
7) Felsefi Katman: Özgürlük Neden Bu Kadar Zor
Şimdi biraz daha derine inelim. Toksik olandan kopmak neden bu kadar zor… Çünkü kopmak, özgürlükle yüzleşmektir.
Özgürlük romantik bir kelime gibi durur. Ama özgürlük aynı zamanda sorumluluktur. Seçimin sonuçlarını da sahiplenmektir.
Yalnız kalmayı göze almaktır. Yanlış seçtiğini kabul etmektir. Kendini kurtarmak için birini kaybetmeyi göze almaktır.
Bedenin korkar. Zihin bahane üretir. Kalp eski hikayeyi ister.
Kopmak, çoğu zaman bir insanı bırakmak değil… Bir alışkanlığı bırakmaktır. Ve alışkanlık dediğin şey, beynin konfor alanıdır.
Konfor alanı bazen acıdır ama tanıdıktır… Tanıdık acı, bilinmeyen huzurdan daha güvenli gelir.
Filozoflar bunu farklı şekillerde anlatır: İnsan tutkularının kölesi olabilir. Kendi iradesini kullanmadığında, seçim yaptığını sanır ama aslında sürüklenir.
Toksik ilişkide sürüklenmek şuna benzer: Kendini seçmediğin her gün, başkasının seçimi olursun.
8) Günlük Dil Katmanı: Ben Ne Yapıyorum Ya
Şimdi en gerçek yere gelelim. Toksik bağların içinde insan bazen kendine şöyle der:
Ben ne yapıyorum ya.
Sonra bir mesaj gelir, bir arama gelir, bir iki güzel cümle gelir… Ve bütün zihin çözülür. Çünkü beyin o iki güzel cümleyi ilaç gibi görür.
İlacı alınca da unutursun: Dün gece ağlamıştın.
Bu yüzden toksik bağlardan çıkış sadece anlamakla olmaz… Sistem kurmak gerekir.
Sistem derken duygusuzluk demiyorum: Kendini koruyacak bir düzen demek. Mesela tetiklenince ne yapacağını bilmek.
Boşluk gelince kendini yalnız bırakmamak. Kendi gündelik hayatını tekrar “ben” merkezine almak.
Çünkü toksik bağın merkezinde hep o vardır: Senin günün onun ruh haline göre şekillenir. Mesaj atarsa gün iyi… Atmazsa gün kötü. Bu, ilişki değil… Duygusal kumandadır.
9) Kopuşun Felsefi Cümlesi
Toksik olandan kopmak, aslında şunu söylemektir: Benim hayatımın sahibi benim.
Bu cümle kibir değil… Varlık cümlesidir. Kendini yeniden kurma cümlesidir.
Ve kopuş çoğu zaman bir anda olmaz. Bazen yavaş yavaş olur… Bazen geri dönersin…
Sonra bir gün bir şey olur ve artık içindeki ses daha net çıkar: Bu bana yakışmıyor.
İşte o an, felsefe psikolojiye karışır. Çünkü artık mesele onu sevmek değil… Kendini seçmektir.
Mini Zihin Soruları
Şunları kendine dürüstçe sor:
•Ben bu kişiyi mi seviyorum… Yoksa iyi günlerdeki versiyonunu mu?
•Ben bu ilişkide huzur buluyor muyum… Yoksa sadece boşluktan kaçıyor muyum?
•Ben burada seviliyor muyum… Yoksa idare mi ediliyorum?
•Ben bu bağın içinde kendim oluyor muyum… Yoksa küçülüyor muyum?
Cevaplar acıtabilir. Ama acı bazen düşman değildir… Veri olabilir.
. . . . . . .
Toksik olandan kopamamak, zayıflık değildir. İnsan bağlanır… İnsan umut eder…
İnsan ikinci şans verir. Ama bir noktadan sonra şunu bilmek gerekir:
Sevgi, kendini kaybetmek değildir.
Sevgi, kendini küçültmek hiç değildir.
Kopuş bazen bir ayrılık değil… Bir uyanıştır.
Ve uyanış, süslü bir motivasyon cümlesiyle değil: Günlük hayatta kendini seçtiğin küçük kararlarla başlar. Bugün mesaj atmadın…
Bugün açıklama yapmadın… Bugün kendini savundun… Bugün geri dönmedin.
İşte o gün, toksik bağın ipi kopmaya başlar…
Ve sen ilk kez şunu hissedersin: Benim içimde bir hayat var. Ve ben o hayatı koruyacağım.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir