Ya Ruhunun Gizli Anahtarı Zaten İçindeyse?

Ruhumuzda Her Şey Zaten Yazılıysa…
Bazı insanlar vardır:
İlk kez sahneye çıkar ama sanki yıllardır oradadır.
İlk kez kalem tutar ama cümleleri yıllanmış bir yazar gibidir.
Onlara bakınca ister istemez şu soru düşer zihne:
“Bunlar gerçekten ‘özel’ mi, yoksa ben kendi içimdeki bir şeyi mi henüz açığa çıkarmadım?”
Bu soru aslında üç farklı ihtimali fısıldıyor:
1.Ruhumuzda her şey zaten gizli ve zamanı gelince açılıyor.
2.Bazı insanlara gerçekten “fazladan” yetenek verildi, diğerlerine verilmedi.
3.Hepimizde çekirdek hâlde bir şeyler var ama çoğu kişi onu hiç keşfetmiyor.
Hangisi doğru?
Belki de biraz hepsi. Ama en önemlisi, hangisine inanmayı seçtiğimiz.
“Doğuştan Özel Olanlar” Masalı
Yetenek denince aklımıza hemen şu cümle gelir:
“O doğuştan yetenekli.”
Bu cümlenin gizli alt yazısı şudur:
“Ben değilim.”
Yani başkasını kutsarken, kendimizi fark etmeden silikleştiririz.
“Zaten bende yok, uğraşsam da olmaz.” diyen bir bilinç, kendi ruhundaki hiçbir çekirdeği sulamadan toprağa küsmüş olur.
Peki ya “doğuştan yetenek” dediğimiz şey, aslında ruhsal bir hazırlığın izleri ise?
Belki biri müziğe doğuştan yatkındır, çünkü o ruh; dinlemeye, ritme, duymaya yıllardır yatırım yapmıştır.
Bir başkası yazıya kayar, çünkü yıllardır iç gözlem yapmanın, düşünmenin kasını büyütmüştür.
Yani yetenek; gökten torpille inen bir hediye değil, ruhun belli alanlara yaptığı uzun vadeli yatırımın meyvesi de olabilir.
Ruhumuzda Her Şey Gizli Mi?
Şu soruyu düşün:
“Ben ne zaman ‘ben’ oldum?”
Doğduğun an mı?
İlk kez reddedildiğin gün mü?
Sahneye çıkıp titrerken, sonraki sefer korkmadığını fark ettiğin an mı?
Belki de “ben” dediğin şey; ruhundaki kodların, beden ve zihin üzerinden tek tek açılması.
Ruh;
•Potansiyelleri taşır,
•Zihin; bunları fark eder,
•Beden; bunları dünyaya indirir.
Bu yüzden bazen şöyle hissederiz:
“Bunu yaparken kendim gibi hissediyorum.”
“Sanki yıllardır bunu yapmak için bekliyordum.”
Bu his, çoğu zaman potansiyel–eylem hizasıdır.
Ruhundaki satırla, dünyadaki sahne üst üste gelmiştir.
Sorun şu ki:
Çoğu insan kendi sahnesine hiç çıkmıyor.
Hatta sahnesi olduğunu bile bilmiyor.
Gerçekten Bazılarına Verilmedi Mi?
En acı cümlelerden biri şudur:
“Ben boşum, bende bir şey yok.”
Bu cümle genellikle bir gerçeği değil, defalarca yarım bırakılmanın, görülmemenin, küçümsenmenin kaydını tutar.
Bir çocuk düşün:
Resim yapıyor, şarkı söylüyor, soru soruyor.
Bir yerde mutlaka biri şöyle diyor:
•“Boş işlerle uğraşma.”
•“Onunla para mı kazanacaksın?”
•“Sen sus, büyükler konuşuyor.”
Yetenek yok olmuyor; sadece utançla, korkuyla, değersizlikle örtülüyor.
Sonra o çocuk büyüyor ve şöyle diyor:
“Bazıları yetenekli doğmuş işte, ben değilim.”
Belki de mesele, “bende yok” değil; “bende var ama üzerine o kadar toprak atıldı ki artık göremiyorum.”
Bilinçte Sıçrama Dediğimiz Şey Ne?
Bilinçte sıçrama bazen şöyledir:
•Bir cümle okursun,
•Bir film izlersin,
•Biri sana bir şey söyler, ve için titrer:
“Ben bu değilim. Ben daha fazlasıyım.”
İşte orada olan şey mucize falan değil.
Ruhunun zaten bildiği bir şeyi, zihnin ilk kez net bir şekilde fark eder.
Yani:
•Yetenek = tohum,
•Bilinç sıçraması = “Aaa, burada tohum varmış!” fark edişi,
•Eylem = o tohumu sulamaya başlamak.
Bu sıçrama, başkalarının alkışladığı anda değil; senin kendine “Ben neyi yapmak istiyorum?” diye utanç duymadan sorduğun anda başlar.
Peki Ne Yapacağız?
Belki de en basit yerden başlamalıyız:
•Kendimize şu soruyu sormayı bırakacağız:
“Bende özel bir yetenek var mı?”
•Yerine şunu soracağız:
“Ne yaparken nefesim normale dönüyor, zaman duygum kayboluyor, içim sakinleşiyor?”
Çünkü çoğu zaman yetenek, parladığımız yerde değil; derin nefes alabildiğimiz yerde saklı.
Kimileri için bu:
•Yazmak,
•Resim yapmak,
•Anlatmak,
•Dinlemek,
•Çözüm üretmek,
•Bedenle çalışmak,
•Sistem kurmak…
Yetenek; “herkesin seni alkışladığı yer” değil sadece, senin kendinle en çok temas kurduğun alan da olabilir.
Ruh Boş Gelmiyor, Ama Boş Gidiyor Olabilir
Ben şu cümleye inanmayı seçiyorum:
“Ruh boş gelmez; ama çoğu zaman, kimse bize onu açmayı öğretmediği için elimizden kayıp gider.”
Bazıları bu kilidi tesadüfen açıyor, bazıları acıdan, bazıları meraktan, bazıları isyandan.
Bilinçte sıçrama dediğimiz şey, aslında bir anda “süper insan” olmak değil.
Sadece:
•“Bende bir şey yok.” diyen sesin yerine
•“Belki de yıllardır görmediğim bir sürü şey var.” diyen sesi koymak.
Yani:
“Seçilmiş” olup olmamayı değil, “kendi içimi seçmeyi” ciddiye almak.
Geri kalan; zaman, pratik, cesaret ve biraz da inat.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir